Ben haberi Trabzon merkezli bölge gazetelerinden Taka ve Kuzey Ekspres´´de okudum.
Gümüşhane Valisi Veysel Dalmaz, Başbakan Tayyip Erdoğan´´ın Trabzon programına katıldıktan sonra geri dönerken, şehre 10 kilometre kala ilginç bir olay yaşamış.
Mescitli Tüneli yakınlarında aniden makam aracının önüne bir ayı çıkmış! Aracı kullanan Gökalp Üzüm, bu ani durum karşısında fren yapamayıp ayıya çarpmış ve sonra durmuş. Yaralanan ayı kaçmış ama takip eden araç da valinin makam aracına çarpmış. Korumalar, çarpmadan dolayı hafif yaralanmış.. Vali Dalmaz, Kastamonu´´daki ´Daş düşebülür, ayu çıkabülür´ tabelasını hatırlatırcasına, ´Biz o bölgeye taş düşebilir tabelasını asmıştık ama bundan sonra ayı çıkabilir diye de yazmak gerekiyor. Ayının yaralandığını gördüm. Gerekli talimatları verdim. Yaralı hayvanı bulabilirlerse tedavi edecek arkadaşlarımız´ diyor.. Sayın validen bir ricam var, ayıyı bulurlarsa lütfen bana bir haber uçursunlar! Ayıya bazı sitemlerim olacak! Diyeceğim ki, validen başka sataşacak adam bulamadın mı memlekette? Karadeniz´´de ayı hikayeleri, masalları meşhurdur! Trabzon´´un Maçka İlçesi Ocaklı köyünde, yani benim köyümde de benzer olaylar yaşanır. Son olaylardan biri şöyle: Orman içinden geçerek yaylaya çıkmakta olan hemşehrim, kestirmeden gitmek istediği için patika yoldan da çıkmış, elindeki küçük baltayla göğüs hizasına kadar gelen bitkileri sağa sola savurarak ilerliyormuş. O sırada, ´kaful´ların içinde böğürtlen yemekte olan ´herif´i fark etmemiş! Bir tane da ayının kıçına vuruvermiş. Tabii, bu darbe ayıyı hiç etkilememiş ama, hayvan ani bir hareketle dönerek pençelerini adamın yüzünden aşağı çekivermiş... Adamcağızın yüzü gözü parçalandığı gibi üzerindeki elbiseler de yırtılmış. Hemen kendisini yüzükoyun yere atmış. Ayı bir darbe vurarak sırtına çıkmış! Sonra hareketsiz yattığını görünce, adamın sırtından inip biraz daha böğürtlen atıştırdıktan sonra yoluna devam etmiş. Bizimki, nefes almaktan bile korkarak göz ucuyla bakıp ayının iyice uzaklaştığını anlayınca, olanca sesiyle bağırarak ormandan aşağı çılgınca koşmaya başlamış. Mezra evlerinin bulunduğu ´şenlik´ bir yere kendisini atınca oracığa yığılıvermiş. Sonra da hastaneye kaldırmışlar.. Şimdi iyi.. Artvin´´de orman işçileri, ağacı kesip kütüğü ortasından yarısına kadar yarmış ve araya tahta bir kama koyup kurusun diye bırakmış. Sonra da biraz aşağıda işlerine devam etmişler. O sırada herif gelmiş kütüğün kama bulunan yerine oturmuş. Kama yerinden oynayıp dışarı fırlayınca hayvanın apış arası hızla kapanan kütüğün arasında kalmış! Tabii feryatları yeri göğü inletmeye başlamış. Ormancılar, elde tüfek olay yerine gelince durumu anlamışlar.. İçlerinde en cesur olanı başka bir kamayı kütüğün birkaç metre ötesinden yarığın üstüne koymuş ve baltanın sırtıyla bir iki darbe vurmuş. Kütük yarığı açılınca hayvan kurtulmuş ve can havliyle kaçmaya başlamış. Tabii diğerleri ne olur ne olmaz diye tüfekleri ayıya doğrultmuş vaziyette bekliyormuş. Hayvan kaçınca işlerine devam etmişler... Biraz sonra başlarına kirazlar düşmeye başlamış. Bir de ne görsünler, ayı bir kiraz ağacından topladığı kirazları, yukarıdan kendilerine atıyormuş. Demek ki ayılar bile teşekkür etmeyi biliyor! Bir ilginç olayı da karate hocası Mustafa Turan´´ın tanıştırdığı Murat Dayıoğlu anlattı. Babası Ethem Dayıoğlu, akşam namazını kılarkan farzı bitirmiş, selam veriyormuş. O sırada salonda televizyonun sesi normalden biraz fazlaymış. Ethem Amca, sağa dönmüş, ´Esselamualeykum ve rahmetullaaaah´ demiş, sola dönmüş, yine ´´Esselamualeykum ve rahmetullaaaah´ demiş, çocuklara dönerek ´Ula hağu pokun sesini az kısun daa´ diye seslenmiş. Sonra namaza devam etmiş... Başka bir gün, başka bir namaz sırasında ise televizyonda önemli bir haber veriliyormuş. Yine namaz arasında selam veren Ethem amca çocuklara dönmüş, ´Ne teti hagu, ne teti?´ demiş.. ´Benim Pazar yazım çıktı. Ben bunları yazarım´ deyince Murat, ´Babam beni öldürür´ dedi ama bir olay daha anlattı. Hacıkasım´´da oturan eski ağalardan Er Yaşar, insanlara küsmüş, Moloz´´daki köpeklerle arkadaş olmuş. Köpeklerle oturur içermiş. Bir gün eski bir tanıdığı Moloz´´da kendisini köpeklerle birlikte kafayı çekerken görmüş, ´Nasılsın Yaşar abi?´ demiş. Er Yaşar, dönmüş, ´Ne olsun´ demiş, ´Sefiller´´i Victor Hugo yazdı, biz oynuyoruz!´ Bu Pazar bu kadar.. Arslan Bulut - 03.07.2005
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder